
Gönül TERZİ
Sendika Üyesi
SÖZLEŞMELİ PERSONELİN BİTMEYEN MAĞDURİYETİ
12 Şubat 2026
Üniversitelerde sözleşmeli statüde görev yapan mühendis, memur, tekniker, teknisyen ve destek personelinin yaşadığı sorunlar her geçen gün daha görünür hâle geliyor. Son dönemde, 8. Dönem Toplu Sözleşme hükümleriyle kararlaştırılan ilave ödemeden sözleşmeli personelin yararlandırılmaması, bu kesimde ciddi bir hayal kırıklığına yol açmış durumda.
Ancak mesele yalnızca bir ödeme kaleminin eksikliği değil. Bu durum, uzun süredir devam eden daha derin bir sorunun yeni bir yansıması. Aynı kurumda, aynı işi yapan, benzer sorumlulukları üstlenen personelin yalnızca istihdam statüsü gerekçe gösterilerek farklı ücretlere ve özlük haklarına tabi tutulması, kamu vicdanını zedeleyen bir tablo ortaya koyuyor. Eşit işe eşit ücret ilkesi, Anayasa’da güvence altına alınmış olmasına rağmen uygulamada karşılık bulmuyor.
Sözleşmeli personel; güvencesiz istihdam, belirsiz bir gelecek ve sınırlı sosyal haklarla çalışmak zorunda bırakılıyor. Kadrolu personelle aynı yükü omuzlayan bu çalışanlar, ücret adaletsizliğinin yanı sıra tayin, yer değişikliği, aile birliğinin korunması gibi temel haklardan da mahrum kalabiliyor. Bu durum, kamu hizmetlerinde adalet ve liyakat anlayışını ciddi biçimde sorgulatıyor.
Özellikle son yıllarda yaygınlaştırılan 3+1 sözleşmeli istihdam modeli, sorunları daha da derinleştiriyor. Üç yıl sözleşmeli çalışmanın ardından kadroya geçerek bir yıl da tayin yasağı ile bekleme zorunluluğu getiren bu sistem, personeli uzun süre belirsizlik içinde tutuyor. Kadro güvencesinden yoksun geçen bu yıllar, çalışanların hem mesleki motivasyonunu hem de kuruma olan aidiyet duygusunu zayıflatıyor.
Aile bütünlüğünün sağlanamaması, tayin haklarının fiilen kullanılamaması ve sosyal haklara erişimde yaşanan kısıtlamalar, bu istihdam biçiminin en ağır sonuçları arasında yer alıyor. Sürekli “yarın ne olacak?” sorusuyla çalışmak zorunda kalan personelden yüksek verim ve kurumsal sadakat beklemek ise gerçekçi görünmüyor.
Unutulmamalıdır ki kamu hizmetlerinde süreklilik ve istikrar, ancak çalışanların kendilerini güvende hissetmesiyle mümkündür. Sözleşmeli personelin yaşadığı bu kronik sorunlar görmezden gelindikçe, sorun yalnızca çalışanların değil, doğrudan kamu hizmetinin kalitesi meselesi hâline gelmektedir. Artık geçici çözümler değil, adil, eşitlikçi ve kalıcı bir istihdam anlayışına ihtiyaç olduğu açıktır.

