
Erdem Yalçın
Genel Başkan Vekili
Resmî Rakamlarla Değil, Mutfaktaki Yangınla Yüzleşin
6 Ağustos 2026
Ekonomiye ilişkin açıklanan her veri, kâğıt üzerindeki rakamlarla vatandaşın yaşadığı hayat arasındaki farkın giderek büyüdüğünü gösteriyor. Resmî açıklamalarda işsizlik azalıyor, enflasyon düşüyor, ekonomi büyüyor. Ancak çarşıda, pazarda, markette ve kirada yaşanan gerçekler bambaşka bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bugün milyonlarca sabit gelirli için en büyük gündem, ay sonunu getirebilmek. Maaşlar daha hesaba yattığı gün erimeye başlıyor, temel ihtiyaçlar her geçen ay biraz daha pahalı hale geliyor. Kâğıt üzerindeki ekonomik göstergeler ne söylerse söylesin, vatandaş mutfağındaki yangını her gün yaşamaya devam ediyor.
TÜİK'in açıkladığı dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 7,6 olarak görünse de aynı veriler içinde yer alan atıl iş gücü oranı yüzde 28,8'e ulaşıyor. Çalışmak istediği hâlde iş bulamayanlar, eksik istihdam edilenler ve umudunu kaybettiği için iş aramayı bırakan milyonlar bu tablonun dışında kalıyor. Dolayısıyla açıklanan rakamlar, hayatın tamamını yansıtmıyor.
Öte yandan Türk-İş'in son araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 940 liraya, yoksulluk sınırı ise 120 bin lirayı aşmış durumda. Bu rakamlar, sabit gelirli çalışanların neden her geçen gün daha fazla geçim sıkıntısı yaşadığını açıkça ortaya koyuyor.
Temmuz ayında memurlara verilen maaş artışı ve enflasyon farkı ise daha hesaplara yatmadan etkisini kaybetti. Çünkü maaş artışları; kira, gıda, ulaşım, enerji ve diğer zorunlu harcamalardaki yükselişin çok gerisinde kaldı. Enflasyon farkı bir zam değil, yaşanmış kaybın gecikmeli telafisidir. O da gerçek hayat pahalılığı karşısında yetersiz kalmaktadır.
Bu tablo içerisinde üniversite idari personelinin yaşadığı mağduriyet ise artık görmezden gelinemez boyuttadır.
Üniversitelerin eğitimden araştırmaya, öğrenci hizmetlerinden mali işleyişe kadar tüm süreçlerini omuzlayan idari personel, aynı kurumda görev yaptığı akademik personelle kıyaslandığında önemli mali haklardan mahrum bırakılmaktadır. Bu durum çalışma barışını zedelediği gibi, hakkaniyet ilkesine de aykırıdır.
Artık açıkça ifade ediyoruz:
Üniversite idari personeline Yükseköğretim Tazminatı verilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.
Aynı şekilde Geliştirme Ödeneği yalnızca akademik personelin değil, üniversitenin gelişimine doğrudan katkı sunan idari personelin de hakkıdır.
Bir üniversiteyi yalnızca akademisyenler ayakta tutmaz.
Öğrenci işlerinden personel dairelerine, bilgi işlemden kütüphanelere, yapı işlerinden satın alma birimlerine kadar üniversitenin bütün çarklarını idari personel döndürmektedir. Bilimsel üretimin sürdürülebilmesi için güçlü bir idari yapı şarttır. Bu emeğin ekonomik karşılığının verilmemesi kabul edilemez.
ÜNİPERSEN olarak yıllardır dile getirdiğimiz talep nettir.
Üniversite idari personeline Yükseköğretim Tazminatı ve Geliştirme Ödeneği verilmelidir. Ek ödeme sistemindeki adaletsizlik giderilmeli, maaşlar gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli, refah payı kalıcı hale getirilmelidir.
Ekonomik göstergeler ancak vatandaşın hayatına olumlu yansıdığı ölçüde anlam taşır. Memurun, emeklinin, işçinin ve asgari ücretlinin alım gücü her geçen gün azalırken açıklanan rakamların toplum nezdinde bir karşılığı kalmamaktadır.
Bizler, yalnızca daha yüksek maaş talep etmiyoruz.
Biz; adalet, eşitlik, emeğin karşılığının verilmesi ve insanca yaşam talep ediyoruz.
Üniversite idari personelinin yıllardır beklediği haklar artık daha fazla ertelenmemelidir. Çünkü güçlü üniversiteler, ancak hakkı teslim edilmiş çalışanlarla mümkündür.
Erdem YALÇIN
ÜNİPERSEN Genel Başkan Vekili

