KURULUŞ GÜNÜMÜZDE KUTLAMA DEĞİL; TAYİN HAKKI, YÜKSEKÖĞRETİM TAZMİNATI VE GELİŞTİRME ÖDENEĞİ İÇİN YÖK ÖNÜNDEYİZ
Üniversite İdari Personel Sendikası olarak kuruluş günümüzde kutlama programı yapmak yerine, yıllardır çözümsüz bırakılan tayin/nakil hakkı, yükseköğretim tazminatı ve geliştirme ödeneği sorunlarının artık ertelenemez hale geldiğini bir kez daha haykırmak üzere 17 Nisan 2026 Cuma günü Yükseköğretim Kurulu (YÖK) önünde olacağız.
Sendikamız, kuruluşundan bu yana üniversite idari personelinin tayin hakkı başta olmak üzere özlük, mali, kariyer ve çalışma hayatına ilişkin temel sorunlarını gündemde tutmuş; bu alandaki mücadelenin öncüsü olmuş, süreci kararlılıkla takip etmiş ve her platformda çözüm talebini açık biçimde dile getirmiştir. Ancak geçen yıllara rağmen üniversite idari personelinin yer değişikliği hakkı kalıcı, şeffaf ve hukuki bir sisteme kavuşturulmamış, bunun yanında yükseköğretim tazminatı konusunda 2014 yılından beri süregelen adaletsizlik giderilmemiş, geliştirme ödeneğinde yaşanan eşitsizlikler de görmezden gelinmiştir.
Kuruluş günümüzde YÖK önünde gerçekleştireceğimiz basın açıklamasında yalnızca sözümüzle değil, ortaya koyacağımız güçlü simgelerle de yaşanan mağduriyeti görünür kılacağız. Alanda yer alacak bavullar ve aile fotoğrafları, YÖK’ün ve üniversite yönetimlerinin yıllardır çözümsüz bıraktığı tayin sorununun artık taşınamaz hale geldiğini gösterecektir. O bavullar, idari personelin sırtına yüklenen belirsizliğin, çözümsüzlüğün keyfiliğin sembolü olacak. Aile fotoğrafları ise görmezden gelinen mağduriyetin, parçalanan aile düzeninin ve ertelenen hayatların açık göstergesidir. Çünkü burada konuştuğumuz şey yalnızca bir yer değişikliği meselesi değildir; burada yıllardır oyalanan, usulü olmayan, kuralı net olmayan bir sistem yüzünden insanların ailesinden, çocuklarından ve hayatından koparılması vardır. Alanda görülecek her bavul, çözümsüzlüğün yükünü; her aile fotoğrafı ise artık sabrı kalmayan bir kitlenin haklı tepkisini temsil edecektir.
Geçtiğimiz yıl “becayiş” adı altında yapılan uygulama ise ne yönetmelik zemini olan, ne usulü açıkça belirlenmiş, ne de sürdürülebilirliği güvence altına alınmış gerçek bir çözüm olmuştur. Sürecin hangi kurallara göre işleyeceği, personelin nasıl başvuru yapacağı, eşleşmelerin hangi esaslarla belirleneceği ve hakkaniyetin nasıl sağlanacağı net değildir. Böylesine belirsiz, geçici ve kişilere göre değişebilen yöntemlerle üniversite idari personelinin en temel taleplerinden biri geçiştirilemez.
Aynı şekilde, üniversite idari personelinin 2014 yılından beri dile getirdiği yükseköğretim tazminatı talebi de artık daha fazla ötelenemez. Üniversitelerin bütün yükünü omuzlayan, kurumsal işleyişin devamını sağlayan, eğitim-öğretim hizmetinin kesintisiz sürmesinde asli rol üstlenen idari personelin mali haklar bakımından yok sayılması kabul edilemez. Yükseköğretim kurumlarının asli unsurlarından biri olan idari personelin, yükseköğretim hizmetinin dışında görülmesi ne hakkaniyetle ne de kamu vicdanıyla bağdaşmaktadır.
Bunun yanında geliştirme ödeneği uygulamasında yaşanan eşitsizlikler de üniversite idari personeli açısından ciddi bir adaletsizlik alanı oluşturmaktadır. Aynı üniversitede, aynı kurumsal yapı içinde, aynı zorlukları paylaşarak görev yapan personel arasında mali haklar bakımından böylesine derin farklar oluşturulması çalışma barışını zedelemekte, adalet duygusunu sarsmakta ve kurumsal aidiyeti yıpratmaktadır. Üniversitelerin gelişmesi için yalnızca akademik faaliyet değil, idari yapının da güçlü ve sürdürülebilir olması gerektiği açıktır. Buna rağmen idari personelin emeğini yok sayan, katkısını görmezden gelen her yaklaşım kabul edilemez.
Bu nedenle kuruluş günümüzde teşekkür konuşmaları yapmayacağız, kutlama programlarına katılmayacağız. Çünkü ortada kutlanacak bir tablo değil; çözüm bekleyen hak kayıpları, derin mağduriyetler, adaletsizlikler ve yıllardır görmezden gelinen talepler vardır. Yükseköğretim Kurulu, üniversitelerde görev yapan idari personelin hakkını ve hukukunu gözetmediği sürece; aile birliğini, mali adaleti, çalışma huzurunu ve insan onuruna uygun yaşam talebini esas alan gerçek düzenlemeleri hayata geçirmediği sürece bizden susmamız, beklememiz ve oyalanmamız beklenemez.
Taleplerimiz karşılanana kadar; açık, net, denetlenebilir ve herkese eşit uygulanacak gerçek bir tayin/nakil sistemi kurulana, üniversite idari personelinin yükseköğretim tazminatı talebi karşılanana ve geliştirme ödeneğindeki adaletsizlikler giderilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bu mücadeleyi biz başlattık, biz sürdürüyoruz ve biz kazanacağız.

