ÜNİVERSİTELERDE TAYİN SORUNU YARGIDAN DÖNÜYOR: SON 3 AYDA AYNI ÜNİVERSİTEDE 4 ÜYEMİZİN MUVAFAKAT DAVASI KAZANILDI
Üniversitelerde yıllardır çözümsüz bırakılan tayin ve muvafakat sorunu, yargı kararlarıyla bir kez daha gözler önüne serildi. Son olarak, bir üyemizin daha başka bir kamu kurumuna naklen atanmasına muvafakat verilmemesine ilişkin işlem mahkeme tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Mahkeme ayrıca, üyemizin yoksun kaldığı parasal hakların da yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmetti.
Bu karar ile birlikte, son üç ay içerisinde aynı üniversitede 4 üyemizin muvafakat davası kazanılmış oldu. Bu davaların 3’ü sendikamız avukatları tarafından, 1’i ise üyemizin kendi avukatı tarafından takip edilerek sonuçlandırıldı. Bu tablo artık çok açık bir gerçeğe işaret etmektedir: Üniversitelerde tayin ve muvafakat taleplerinin keyfi, daraltıcı ve personeli mağdur eden şekilde değerlendirilmesi münferit değil, yapısal bir sorundur.
Dava konusu olayda da üyemiz, sınav ve yerleştirme sürecini tamamlayarak başka bir kamu kurumunda daha nitelikli bir kadroya yerleşmiş olmasına rağmen, yerel düzeyde yapılan düzenlemeler ve olumlu görünen adımlar somut sonuç üretmeye yetmemiştir. İTÜ tarafından tayin konusuna ilişkin bir yönetmelik çıkarılmış olması tek başına çözüm olmamış, uygulamada personelin tayin hakkına erişimini güvence altına almaya yetmemiştir. Bu durum açıkça göstermektedir ki, üniversite bazlı ve parçalı düzenlemeler sorunu çözmemekte; yükseköğretim kurumlarında tayin meselesi merkezi, bağlayıcı ve hakkaniyetli bir sisteme kavuşturulmadıkça mağduriyetler devam etmektedir
Bugün üniversitelerde yaşanan temel sorun şudur: Personelin tayin ve yer değişikliği talepleri, açık kurallara, objektif ölçütlere ve hakkaniyetli bir sisteme göre değil; çoğu zaman soyut gerekçelerle ve personelin geleceğini hiçe sayan idari anlayışla değerlendirilmektedir. YÖK tarafından bir sistemin ortaya konulmaması üniversite yönetimlerini de zor durumda bırakmaktadır. Bunun sonucunda kamu personeli ailesinden ayrı kalmakta, mesleki gelişim imkânları engellenmekte, daha uygun kadrolara geçiş hakkı fiilen durdurulmakta ve insanlar hakkını ancak mahkeme kararıyla alabilmektedir.
Üniversitelerde personeli dava açmaya mecbur bırakan bu yaklaşım sürdürülebilir değildir. Sorun bireysel değil, sistemseldir. Bu nedenle üniversitelerde tayin ve muvafakat süreçleri keyfi değerlendirmelere değil; açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve hakkaniyetli kurallara bağlanmalıdır. Aksi halde her yeni ret işlemi, yeni bir mağduriyetin yanı sıra yeni bir hukuka aykırılık anlamına gelmeye devam edecektir.
ÜNİPERSEN olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Üniversite idari personelinin tayin hakkı artık ertelenecek, oyalamaya konu edilecek, belirsizliğe terk edilecek bir mesele değildir. Yıllardır personeli ailesinden, yaşamından, düzeninden ve geleceğinden koparan bu adaletsizlik artık son bulmalıdır. Daha kaç dava kazanılacak, daha kaç mahkeme idareleri haksız bulacak, daha kaç kez YÖK önünde eylem yapmamız gerekecektir? Muvafakat süreçlerini keyfi uygulamalarla çıkmaza çeviren, personeli hakkını mahkeme kapılarında aramak zorunda bırakan bu anlayış kabul edilemez. Bu nedenle 17 Nisan 2026 kuruluş günümüzde, üniversite idari personeli için puana dayalı, adil ve şeffaf tayin sisteminin hayata geçirilmesi talebiyle YÖK önünde yine eylemde olacağız.




